Sen ölmek için harika bir bahaneydin –kuşkusuz- Ben ölmek için fazla gençtim –kuşkusuz-
- Ama benim hiç kırmızı kalemim olmadı doktor!
- Üzülme, en azından orta ikiden terk değilsin.
Kuşku, kenarları eprimiş eski bir defterdi ve virgüllerini küpe olarak dağıtıyordu bütün mor sürmeli kızlara.
Sen ölmek için harika bir bahaneydin –kuşkusuz-
Ben ölmek için fazla gençtim –kuşkusuz-
İpe sapa ve hiçbir hesaba gelmeyen bahanelerimiz vardı o zamanlar; senin başın ağrıyordu mesela, benim sigaram bitiyordu.
- Ama benim hiç kırmızı topum olmadı doktor.
- Üzülme, kırmızı toplar çabuk patlar.
Saçımın yarısını hüzün, yarısını yokluğunla şampuanlıyordum ve tam ortası dökülmeye başlıyordu birden. En çok o zamanlar anlıyordum yokluğunun benden neleri söküp aldığını…
Bizim evin de bir arka odası vardı ama orada sen yoktun.
Ne olur söyleyin doktor! Yaşayacak mıyım?
Evet, ne yazık ki yaşayacaksınız!
Hayır bunu bana yapamazsın doktor! Şimdi postaneye gidip kendimi iadesiz taahhütsüz Fiji’ye postalayacağım. Param-pulum, pul param yok doktor, bana ödünç pul parası ya da bir silah verir misin? Ama önce postane önünde onu beklemeliyim, eski günlerdeki gibi.
Günler neden eskiyor doktor?...







