Uyanın..
Uyanın! Çünkü kötü düşler görmektesiniz. Uyumayın! Çünkü korkunç yaklaşıyor !!!
Eğitimimizin ilk yıllarında, ilk öğretilen, sokaktaki adamın en fazla üç yüz kelime ile konuştuğuydu. Zaman geçip te
sokak alemine dalmaya başlayınca sokaktaki adamın üç yüze kadar dahi sayamadığını keşfedip, bi de bunun üstüne
internet kafeleri işgal ettiğini görünce yanlış bi yerde – en azından bilmediğim bi yerde olduğumu anladım. Bi atasözü
daha çürümeye başlamıştı işte: zararın neresinden dönülürse dönülsün kar olunamıyordu bi süre sonra. Çünkü soysuzluk
organik bi virüstü. Sade değdiği yeri değil, tüm dimağı dağlıyordu.
Aile kurmaktan bihaber bir “sürü”, internet kafelerde “age of empires” oynuyor, kurdukları medeniyetler ile birbirlerine
saldırmayı öğreniyorlardı. Chat sitelerinde, “copy & paste” sistemiyle, her kıza aynı mesajı yollayan dangozlar gördüm –
sanki yoktular. Kokuşma nerden başlıyordu..?
Kesif bi koku sardı her yeri. Nerden geldiği, gün gibi ortada olan bi mikrop her bi tarafımıza bulaşıyordu işte- memnunduk.
Nefret doluyordu, iyi insan, günden güne. Korkmaya başlamıştık inceden- “ya bize de değerse” kirli elleri diye. Gün geldi.
Değdi.
Bi kez daha kanıtlanmıştı işte tezimiz: Demokrasi, Türk insanına iki numara büyük geliyordu. Harf kullanmayı bilmeyen
ezici çoğunluk, klavye işgalindeydi göz göre göre. Adı üstünde bilgisayar, sayamıyor muydu bilgilerini sahiplerinin, yoksa
sahip kimdi acaba?
Karanlık bi yoldaydık, ışık yoktu, önsezilerimiz ise çürümeye yüz tutmuştu. Elinden tuttuğumuz eller yavaş yavaş kayganlaşıyor,
yüzey kaypaklaşıyordu. Bize ait tüm değerler değersizleşmiş; yerlerini, saltanatını, dünya var oldukça sürdürecek garip bi
kuşak almıştı : Anglo-varoş. İstanbul’lulaşmadan, New York’lulaşıyordu köylerimiz bir bir. Bir bir satılıyordu kasabalar,
gün doğumlarının en güzel halleriyle. Mahalleler,
göçebe çadırlarından kuruluyordu artık ve her “günaydın”da bi kez daha lanet okuyordum atalarıma, zamanında Hazar denizinin
üstünden giden tayfaya katılmadıkları için. Kıssadan hisse: küçük bi hesap hatası, yıllar sonra beyin göçüne sebep olabilir.
Gitmeli buralardan. Zamanımız daha dolmadan, yaşlandığımız her yaş için bi kez daha küserek hayata. Son bi kez arkamıza
bakarak. Boğazını, balıklarını, Sarayburnu önü gün doğuşlarını, Bodrum gecelerini, sevdiklerimizi, yalanlarımızı, ardımızda,
gerçek bi kahramanın kasabayı terk edişi gibi sitemsiz bi onurla, yalınayak, koşarak, kulağa varan bi gülümsemeyle, inat gibi,
nanik çekercesine, ağız dolusu küfürlerle, elveda dercesine, yanarcasına, solarcasına, koşarak, koşarak ve daha hızlı koşarak
gitmeli buralardan.
Uyanın! Çünkü kötü düşler görmektesiniz. Uyumayın! Çünkü korkunç, korkunç korkunç yaklaşıyor!







