buralar..

Eğitimimizin ilk yıllarında, ilk öğretilen, sokaktaki adamın en fazla üç yüz kelime ile konuştuğuydu. Zaman geçip te sokak alemine dalmaya başlayınca sokaktaki adamın üç yüze kadar dahi sayamadığını keşfedip, bi de bunun üstüne internet kafeleri işgal ettiğini görünce yanlış bi yerde – en azından bilmediğim bi yerde olduğumu anladım. Bi atasözü daha çürümeye başlamıştı işte: zararın neresinden dönülürse dönülsün kar olunamıyordu bi süre sonra. Çünkü soysuzluk organik bi virüstü.

Aile kurmaktan bihaber bir “sürü”, internet kafelerde “age of empires” oynuyor, kurdukları medeniyetler ile birbirlerine saldırmayı öğreniyorlardı. Chat sitelerinde, “copy & paste” sistemiyle, her kıza aynı mesajı yollayan dangozlar gördüm sanki yoktular. Kokuşma nerden başlıyordu..?



Keskin bi koku sardı her yeri. Nerden geldiği, gün gibi ortada olan bi mikrop her bi tarafımıza ulaşıyordu işte memnunduk.
Nefret doluyordu, iyi insan, günden güne. Korkmaya başlamıştık inceden- “ya bize de değerse” kirli elleri diye. Gün geldi.
Değdi.

Bi kez daha kanıtlanmıştı işte tezimiz: Demokrasi, Türk insanına iki numara büyük geliyordu. Harf kullanmayı bilmeyen ezici çoğunluk, klavye işgalindeydi göz göre göre. Adı üstünde bilgisayar, sayamıyor muydu bilgilerini sahiplerinin, yoksa sahip kimdi acaba?

Karanlık bi yoldaydık, ışık yoktu, önsezilerimiz ise çürümeye yüz tutmuştu. Elinden tuttuğumuz eller yavaş yavaş kayganlaşıyor, yüzey kaypaklaşıyordu. Bize ait tüm değerler değersizleşmiş; yerlerini, saltanatını, dünya var oldukça sürdürecek garip bi kuşak almıştı : Anglo-varoş. İstanbul’lulaşmadan, New York’lulaşıyordu köylerimiz bir bir. Bir bir satılıyordu kasabalar, gün doğumlarının en güzel halleriyle. Mahalleler, göçebe çadırlarından kuruluyordu artık ve her “günaydın”da bi kez daha lanet okuyordum atalarıma, zamanında Hazar denizinin
üstünden giden tayfaya katılmadıkları için.

Gitmeli buralardan. Zamanımız daha dolmadan, yaşlandığımız her yaş için bi kez daha küserek hayata. Son bi kez arkamıza bakarak. gerçek bi kahramanın kasabayı terk edişi gibi sitemsiz bi onurla, yalınayak, koşarak, kulağa varan bi gülümsemeyle, inat gibi,
nanik çekercesine, ağız dolusu küfürlerle, elveda dercesine, yanarcasına, solarcasına, koşarak, koşarak ve daha hızlı koşarak gitmeli buralardan.



posted by: newbie (reply)
post date: 09.06.05 (3:00 am)

gençfenerbahçeliler




posted by: newbie (reply)
post date: 09.06.05 (3:00 am)

gençfenerbahçeliler


Your Name:


Your Comment: