Mehmet Akat

kizla oglan beraber okursa sokaklar piclerle dolar

fatma durmus teyzemizin diyanet işleri başkanlığı tarafından onaylanmış ilahilerle hakka çağrı kitabından vasıl olduğum müthiş hakikat. gördüğüm kadarı ile müthiş bir sanat kabiliyeti var teyzenin. ben başlıktaki yargıyı aşağıdaki dizelerden çıkardım. belki yanlış anlamışımdır. uyaran ve doğrusunu söyleyen olursa sevinirim:

"oğlanla kız okurlarsa beraber
sokaklar atılan çocuklarla dolar"

http://www12.gazetevatan.com/...763&" title="http://www12.gazetevatan.com/...763&" target="_blank"http://www12.gazetevatan.com/...;page_number=1

korkmayın

Babası öldü.
Yetim büyüdü.
Üvey evlat oldu.
Tutuklandı.
Hapse atıldı.
Sürüldü.
İşsiz kaldı.
(Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne : Harcamalarım fazla değil, zira gelirim hep az.)
Hastalandı...
Böbreklerinden.
Vuruldu...
Göğsünden.
Mesleğinden atıldı.
İdama çarptırıldı.
Kardeşleri öldü.
Çocuğu olmadı.
Boşandı.
Karaciğeri iflas etti.

Evet...
Mustafa Kemal Atatürk bu.

Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın... Anlatın ki, o yetimin, evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.

Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folklorik bir müsamere coşkusundan ibaret değil çünkü... Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.

İşte liste yukarıda.
Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse, gelmiş... Bunu anlatın.
Direnen, teslim olmayan ruhu anlatın.

Korkmasınlar engellerden.
Korkmasınlar yalnız kalmaktan.
Korkmasınlar işsizlikten.
Korkmasınlar parasızlıktan.
Korkmasınlar alçaklardan.
Korkmasınlar doğrulardan.

Yürek dediğin...
Sadece organ değil arkadaş.
Bunu anlayın!!!

 

grup vitamin...

iranli bir felsefe ogretmeninden mektup

bir televizyon kanalında yayınlanan, okunan ve talebim üzerine mail yoluyla elime geçen bir mektup. ben hiçbir zaman türkiye'nin bu tür şeyler yaşayabileceğine inanmadım. hatta komik geldi, saçma geldi. hala da inanasım gelmiyor. ama dün iranlı bir kadının elinden yazılan bu mektubu duyunca korktum. özellikle kadınlarımız açısından korktum. o nedenle herkesin okumasında fayda görüyorum.

sevgili turkiye'deki dostlarim ve kardeslerim,

devrim sirasinda devrim muhafizlari tarafindan once tecavuz edilip, daha sonrada ipe gonderilen cok sevgili kiz kardesim mehtab'in anisina...

bu mektubu sizlere yazmamdaki neden bizim 30 sene kadar once yasadigimiz o talihsiz ve karanlik gunun turkiye icin de yaklasiyor oldugunu gormem ve bundan daha derin olarak kalbimde hissetmem oldu. turban yasasinin mecliste onaylandigi tarihin iran islam devriminin oldugu gune denk gelmesi kalbimde bunun ilahi bir gucten gelen uyari fisegi oldugu hislerini uyandirdi ve bu mektubu kaleme almaya karar verdim. biliyorum hepiniz kalbinizde karanligin otoritesini hissettiniz. karanlik otorite gelmeden hissettirdi yaklastigini.
iran islam devriminden 1 hafta kadar once turkiye'ye gecen, uzun bir sure burada yasayan ve daha sonra kanada'ya iltica eden ve halihazirda bu ulkede felsefe ogretmenligi yapan bir iranliyim. ataturk'un aydinlik turkiyesini cok seviyorum ve yuregim kan aglayarak iran'da "o gun" gelmeden onceki olaylarin sanki bir tekrarini sinemada izliyor gibi turkiye'de goruyorum. yobaz karanliginda hunharca katledilen kiz kardesim anisina sizlere yalvariyorum ki, sakin olmaz demeyin! sakin turk ordusu oldugu surece olamaz demeyin cunki asagida anlatacagim gibi o gun geldiginde tum ordularin eli kolu baglanabilir. bizim ailemiz iran'da laik, sol goruslu ve aydin bir aile idi. devrimden 1 ay once bize bile soyleseler idi 1 ay sonra durum bu olacak diye biz bile guler gecerdik, "deli misin?" diye sorardik belki de. belki de derdik ki "sah'in bu guclu ordusunu nasil yenecekler de seriat karanligini getirecekler?".
sizlere once iran islam devriminin nasil gelistigini kisaca anlatmak istiyorum cunki turkiye'deki gelismelerle cok buyuk benzerlikler mevcut.
iran islam devrimini başarıya götüren ayaklar:

1-buyuk kesimi fakirlesen halk dincilerin pencesine dustu. bu halk yiyecek, giyecek gibi ufak yardimlarla onlarin safina cekildi. beyinleri yikandi ve fakirliklerinin temelinde kirli ve dinsiz rejim oldugu benliklerine yazildi. aclikla bogusan halk bu cehaletin pencesine kolaylikla dustu ve rejime dusmanlasti. (cok fakirlesen turk halkina da ayni seyler yapiliyor)

2-hep demokrasi ve ozgurluk dendi. humeyni devrimi yapana kadar hep demokrasi ve ozgurluk vaad etti. bu sekilde bir cok sol goruslu insanlari da kendi saflarina cekti. bu insanlar devrim akabinde ipe giden ilk insanlar oldu. (turkiye'de de hep demokrasi ve ozgurluk diyorlar)

3-emir komuta zincirinde yapilanmis olan din adamlari halki kontrol altina aldi. (basi abd'de yasayan malum tarikatin yapilanma bicimi olan "abi" yapilanması bu emir komuta seklidir ve devrimin en onemli ayaklarindan birisi bu emir komuta yapilanmasidir. bu emir komuta yapilanması devrimin halk ordusudur ve devrim sirasinda bu emir komuta cok kisa zamanda cok buyuk kitlelere egemen olmustur.)

4-kargasa ve kaos ortaminda askeri kislalar basildi. ellerinde kur'an ile kislalar ele gecirildi. (bu ayaga cok dikkat edelim cunki devrim sirasinda turk silahli kuvvetlerini ele gecirmenin en anahtar ayagi budur.)

turk silahli kuvvetleri bildigim kadari ile 600-800,000 kisiden olusan bir kuvvetdir. yanliz unutulmamasi gereken gercek bu ordunun ancak %0.1(binde bir)'lik bir bolumu rejimin muhafizidir. yani harb okullarinda egitim gormus subaylar ancak bu kadardir. geri kalan %99.99 er rejim muhafizi degildir. onlar emirlere gore hareket eden vucut parcalaridir. beyin olan ise az sayidaki subaylardir. iran devriminde kargasa ve kaos ortaminda kislalari basan yobazlarin ellerinde kur'an ile erleri gecerek direnen subay ve komutanlari katlettiler. burada kilit nokta ellerinde kur'an ile harekete gecen buyuk halk kitlelerine karsi erlerin silah kullanmakta zorlanacagi gercegidir. zaten kullansalar bile cahil ve beyni yikanmis halk oyle bir kudretle kislalara saldirmistir ki sonunda kislalar teslim alinmistir. o askerin actigi ates sonucu halktan cok olen olmustur ama sonucta bir noktada erler silah birakmak durumunda kalmislardir. erin kendi basina alacagi savas insiyatifi dusmana karsidir. ama buyuk kitleler halinde ve ellerinde kur'an larla uzerine gelen kendi halkina karsi bu kararliligi gostermesi mumkun olamaz. yani er buna bir noktadan sonra direnmez ya da direnemez. cunki o er karsisindakinin karanlik bir devrim yapacak olan insanlar oldugunu bilecek bilincte de degildir, kaybedecegi aydinligin ne oldugunu da. bunu bilecek olan sadece subaylardir. ve kanlarinin son damlasina kadar savasacak olanlar da bu konuda aydinlanmis turk subaylaridir. ama yukarda bahsettigim uzre onlar ordunun sadece ve sadece en fazla binde birini teskil ederler. yani devrimin asil savunucusu turk ordusunun tumu degildir, sadece subay kademesidir ve erlerin durdugu ve etkisizlestirildigi noktada o subay kademesinin yok edilmesi kolay olacaktir. iran'da ordu bu sekilde etkisiz hale getirilmistir. "er dusman isgali durumunda durmaz ve etkisizlestirilemez, sonuna kadar da savasir, ama buyuk bir kudretle gelen kendi halki karsisinda durabilir."
su asamada aldiklari bu buyuk ivme ve arkalarindaki cok buyuk gucler ile onlari normal yollardan durdurmak cok zor olacaktir. ve bunlarin durdurulmadan hareket edecegi her gun ivme ve guclerini artiracak ve isi zorlastiracaktir. silahli kuvvetler ne kadar erken hareket ederse o kadar iyi olur. sonra gec olabilir. silahli kuvvetlerin su veya bu neden ile eli kolu bagli ise ki oyle gorunuyor bu durumda silahli kuvvetler "o gun" geldiginde kislarini nasil muhafaza edeceginin planini cok iyi yapmalidir. cunki kilit bu noktadir. silahli kuvvetler etkisiz hale getirelemedigi muddetce devrim basariya ulasamaz. bu nedenle her askeri kislaya normal erlerin haricinde kislalari kaninin son damlasina kadar savunacak "ozel cumhuriyet devrim muhafizlari birlikleri" olusturulmali ve bunlarin boyle buyuk bir halk hareketine karsi erlerden once devreye girip, erler saskinliklarini uzerlerinden atana kadar catismaya girmeleri saglanmali ve burada kazanilacak vakit ile gerideki subaylar erlerin dagilmasinin onune gecmelidir. yani ordunun esas gucu ve govdesi olan erlerin kontrolu kesinlikle kaybedilmemelidir. iran ordusunun boyle bir hazirligi olmadigi icin gafil avlandi. olusturulacak olan "ozel cumhuriyet devrim muhafizlari birlikleri" yobazlar ile catisirken, erler de uzerlerindeki saskinligi atacaklar ve subaylarin organizasyonu ile catismalara destek vereceklerdir. olusturulacak "ozel cumhuriyet devrim muhafizlari birlikleri" cok ozel egitilmeli ve de ataturk'e ve devrimlerine cani pahasina savunacak sekilde inanmis olmalidirlar. aksi halde basarisizlik kacinilmazdir. cunki en son lubnan'da gordugumuz uzre davasina inanmis bir kac yuz hizbullah militani dunyanin en iyi ordularindan birisi olan israil ordusunu agir zaiyatlarla yenilgiye ugratti.

sevgili dostlar ve kardesler, elimden geldigince sizleri bilgilendirmeye calistim cunki aydinligi savunmak durumunda olan sizler iran'in gectigi bu karanlik tuneli anlamak durumundasiniz. iran'in bu aci tecrubesi sizlerin uyanik olmasi icin bir sans olur umarim. asagidaki birinci linkte iran'in devrimin hemen oncesi goruntuleri ile hemen sonrasi goruntulerini bulacaksiniz. orada goreceginiz uzre iran devrim oncesi belki su anki turkiye'den bile daha modern. yani olmaz, olmaz demeyin. ikinci linkte ise devrim lideri humeyni'ye kadinlarin siir okumasi. o linki vermemin nedeni ise o koltukta bir gun bugun abd'de ikamet eden malum cemaatin basi olan sahsin oturabilecegi ihtimalidir. aci ama sanki tarih tekerrrur ediyor.

http://www.youtube.com/watch?v=gj1rsmq5kvg" title="http://www.youtube.com/watch?v=gj1rsmq5kvg" target="_blank"http://www.youtube.com/watch?...
http://www.youtube.com/watch?v=ro2rf8kpaci" title="http://www.youtube.com/watch?v=ro2rf8kpaci" target="_blank"http://www.youtube.com/watch?...

benim cok sevgili kiz kardesim mehtab anisina yapabilecegim bu kadar. elimden geldigince sizleri bilgilendirmeye calistim. ama sizin geride kalan, aydinlik yarinlar bekleyen kizlariniz, kardesleriniz, cocuklariniz ve mehtab'lariniz icin yapabileceginiz cok seyler var karanlik "o gun" cokmeden once ataturk turkiyesi'ne... yapabileceginiz ilk sey bu mektubu bildiginiz, tanidiginiz insanlara ulastirarak daha fazla insani uyandirmak olabilir. o aci cok buyuk aci sevgili kardesler, anlatmak istemiyorum icinizi karartmamak icin ama sevgili kardesim mehtab keske bu dunyaya gelmemis olsa idi de "o gun" o aci sonu yasamamis olsa idi o karanlik ve pis yobaz sehvetinin pencesinde. allah sizleri ve ataturk turkiyesi'ni korusun o yobaz karanliginin sevgili kardesim mehtab'a gosterdigi aci sondan. anlatamiyorum onu yobazlarin nasil katlettigini, elim varmiyor yazmaya, dilim gitmiyor anlatmaya....

mohsen yazd

Natodan Çıkmalıyız----Uğur Mumcu (Yeni Ortam, 7 Şubat 1975)

Amerikan hükümetinin Türkiye'ye askeri yardımı, 1947 tarihli askeri yardım anlaşmasına dayanarak yapılmıştır. Bu anlaşma devrin Türk hükümetinin yetkilisi Hasan Saka tarafından,
- Bismillah... çekilerek imzalanmıştır. Yardım anlaşmasında şu hüküm yer almaktadır:
- Verilen silahlar, verildikleri amaç dışında kullanılamazlar.,, işte 1964 Kıbrıs bunalımında Amerikan Devlet Başkanı
Johnson bu anlaşma hükmüne dayanarak,
- Size verdiğim silahları benim iznim olmadan kullanamazsınız... deyip devrin Başbakanı ismet inönü'ye ünlü mektubunu yazmıştı, inönü, ulusal onurumuzu kıran bu küstahça mektubu,
- Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de yerini bulur... diyerek yanıtlamak istemişse de kısa sürede hükümetten düşürülm& uuml;ştü. O günlerde Amerikalı General Porter Türkiye'de bir hükümet değişikliği için çalışıp durmaktadır. Sonunda, inönü hükümeti düşürülm& uuml;ş, yerine Suat Hayri Ürgüplü'n& uuml;n başkanlığında bir hükümet kurulmuştu. Bu hükümetin başbakan yardımcılığına da Amerikan Morrison firması Türkiye temsilcisi Süleyman Demirel getirilmişti. Bundan sonraki gelişmeleri hep birlikte yaşadık.
1947 Yardım Antlaşmasından sonra Türk hükümetlerinin bütün çabası NATO'ya girebilmekti. 1950 yılında CHP hükümeti NATO'ya girmek için başvurmuşsa da bu istek, başta Amerika olmak üzere, ingiltere ve Fransa hükümetlerince reddedilmiştir. Demokrat Parti iktidara gelir gelmez aynı istek yenilenir. Ancak bu istek de kabul edilmez. Bu arada Amerikan Silahlı Kuvvetleri Türkiye'nin NATO'ya girmesi için bir koşul öngörür. 1950 yılının Temmuz ayında Türkiye'ye gelen Amerikalı Senatör Cain,
- NATO'ya girebilmeniz için Kore'ye asker yollamanız gerekmektedir... diyerek bu koşulu açık seçik ortaya koyar. Menderes hükümeti, Meclisten karar almadan bir tugayımızı Kore'ye gönderir. Aynı günlerde Türkiye'de Menderes hükümetinin bu kararına karşı direnenler, polis yöntemleriyle ezilmek ve boğulmak istenir. Türk tugayı, Amerikan generallerinin yönetiminde en tehlikeli savaş bölgelerine sürülür. Amerikan birliklerinin çekildikleri yerlere Türk birlikleri gönderilir. Bunu Kore VIII. Ordu Komutanı Walker,
- Düşman çok üstün bir güçle karşımızda belirdiği ve onun önünde çekilmek zorunda kaldığımız zaman Türkleri savaşa soktum. Eğer elimin altında Türk birliği varolmasaydı, bugün bütün Amerikan birlikleri yok olacaktı.., cümleleriyle açıklar.
Bu arada Amerikan Genelkurmayı, Sovyet sınırlarına yakın bölgelerde askeri üs gereğini siyasal yetkililere önerir. Türkiye "jeopolitiği" bu sorun için biçilmiş kaftandır. Amerika, Türkiye'nin kendisine "üs" verilmesi koşuluyla NATO'ya girmesini isterken bu kez direnmez; direniş, bazı iskandinav ülkeleriyle
ingiltere'den gelir, ingiltere Ortadoğudaki çıkarlarının da Türkiye'de korunmasını ister. Türkiye, İngiltere'ye bu konuda güvence verir. Artık bütün koşullar tamamlanmıştır. Bundan sonra Türkiye NATO'ya alınır.
1952 yılında NATO'ya girer girmez bütün birliklerimiz NATO emrine verilir. Anayasaya aykırı olarak yürürlüğe konulan "ikili anlaşmalar" aracılığıyla, Rusya'yı nükleer silahlarla bombalayacak askeri üsler verilir. Bu üslerden kalkan bir Amerikan casus uçağının Ruslar tarafından düşürülme siyle Türk-Sovyet ilişkileri iyice gerginleşir.
Amerika'nın Türkiye üzerindeki siyasal, ekonomik ve askeri egemenliği günden güne arttırılır. Bir ara, ordumuza kurmay subay yetiştiren Harp Akademilerinin bir yıla indirilmesi bile, Amerikan Genelkurmayınca önerilir. Amerikan ordusunda kullanılan "talimatnameler" ; bile kelimesi kelimesine Türkçeye çevrilerek kullanılır. Amerikan Genelkurmayı bu konunun "maliyet hesabını" bile yapmıştır: Türk askeri 136 dolara, A-merikan askeri ise 5500 dolara mal olmaktadır.
Türkiye bu antlaşmayla bir büyük açmazın içine sürükleniyordu. Bir yandan Silahlı Kuvvetler, "ortak savunma" gerekçesiyle bir Amerikalı "korgeneralin" buyruğuna veriliyor, öte yandan, Arap ülkelerindeki "milliyetçi&q uot; uyanışlar Türkiye'deki askeri üslerle denetleniyor, böylece Ortadoğuda yoksul ülkeler arasındaki devrimci ve ulusçu dayanışma da yok ediliyordu. Ayrıca bir savaş olasılığında Türkiye ilk savaş alanı olarak seçilmiş bulunuyordu.
Bütün bu konuların tartışılması I960 ihtilalinden sonra yapılabildi. Her toplumsal sorun gibi Türk-Amerikan ilişkileri de eleştirildi. Amerikan üslerinden söz edilirken devrin Başbakanı Süleyman Demirel,
- Üs yoktur tesis vardır... diyerek bütün bu gerçekleri örtbas etmeye çalıştı. 12 Mart faşizmiyle de, ülkedeki "antiem-peryalist&qu ot; ve "antiamerikan" çevreler silah zoruyla susturulmak istendi.
işte şimdi bütün gerçekler ortadadır. Amerikan Kongresi, Kıbrıs'ta soydaşlarımızın can güvenliği kadar, ulusal onurumuzu da koruduğumuz günlerde, askeri yardımı keserek, Türk ordusunu bir çaresizlik içine sürüklemek istemiştir. Bir ülkenin savunması ancak kendi öz kaynaklarına ve halkına güvenilerek
yapılabilir. Türk Ulusu Kurtuluş Savaşı bilinciyle, yani "Kuvvayı fiiliye" ruhuyla bu yeni "emperyalizm oyununa" karşı çıkmalıdır.
Bundan sonra yapılacak iş Parlamentoya dayalı güçlü bir
hükümetin kurulması, ikili anlaşmaların yürürlükte n kaldırılması, Amerikan üslerinin Türk denetimine geçmesi ve en kısa zamanda NATO'dan çıkılmasıdır...
(Yeni Ortam, 7 Şubat 1975)

SENEEEEEE 1975 degisen hicbirsey ok.Halen AMERIKA...!

böyleyken böyle

İş yok güç yok bi de başımıza Kırımlı şarkıcı Zarema çıktı. Bi kere o Kırımlı lafına kılım. Kaç kırımlı bu manita? 2 ya da 3 kırımlı olsun ki, şöyle biz de rahat edelim istiyorum. Zaten pozlar ve duruş ortada. Son olarak asker dergisi tabir edilern bi erkek dergisine de “Ben seçtiğim erkeği tüm çılgınlığımla ve vahşiliğimle elimde tutarım. Ama bir erkekle uyumayalı çok uzun zaman oldu” demiş... Hemen devreye g*tünden anlayan adamı devreye sokuyorum. Haa demek ki böyle bu hanım atlarla eşşeklerle uyuyor, erkeklerle uyuyamuyor nuhahah. Ya da bir erkekle deyyil, bu bayansal heralde 4-5 erkekle birlikte uyuyor. O yüzden böyle diyor. Erkek lazım mı teyze? Nuhahorgğ!

Ebru Akel Budizme sarmış... Çok iyi çok iyi. Gelsin bir de bu dizime sarsın nuhahaoaoç! O da yetmezse bu dizime sarsın. Kasıktan dize bir sevgi yolculuğu benimkisi. Nıhehehehe!

Doğa Rutkat patlıcan görmeye dayanamıyormuş (Valla Kelebek’te aynen büyle yazyır). Doğa Rütkey diyor ki “Benim çok ciddi bir patlıcan fobim var. Bırakın sıfrada görmeyi, manavda bile tahammül edemiyorum”... Buradan ayı adam olarak Doğa Hanım’a bi önerim olacak. Patlıcanı burakıp bamyaya yönelelim Doğa Hanum. Hatta işe bamyayla başlayın, sonra bir gün bakmışsınız manavda bile göremediğiniz patlucanlaru görmeye, yemeğe ve hatta kemürmeye başlayacaksınız. Azar azar Doğa Hanum... Bu işin doğası bu. Nohuahahahah! Bu acıya can mı dayanır patlıcan mı dayanırrrahahahah!

“Dünya kadar malın olacağına fındık kadar tamogaçin olsun” -Çin Atasözü (ulan çinliler de ne pis milletmiş kardeeeeeşim)

Ulan! Ülkede cansız manken diye adam var. Ne biçim ülke gel sen anla. Neyse bizim cansız manken “Çılgın Dersane 2” filmindeki rolüyle dikkat çeken (artık rolüyle mi etiyle-sütüyle mi onu ben bilirim) Ceyda Ateş’i tek elle kaldırmış. Ceydacıım da mini eteği yüzünden zor anlar yaşamış. Bi dakika, münü etek yüzünden nasıl bir zor an yaşanıyor? Ay g*tüm görükmesin, ay hemocik ortaya çıkacak gibi bir zor an mıdır bu? Ayu Adam’ın notu: E baaa verseydün o mini etekli kızı, elsiz de kaldırırdım. Kaldırır kaldırır indirirdüm. Kadunlar bunu seviyo lan! Bayan naber?

“Çok seviyorum hem de çok. Tam kalbime şimdi sok!” Ünlü pop zanatçışı Tartan.

Bu cumartesi dünya kadunlar günü. Kadunlarla hep birlikte ilgilenmeliyiz. Onların memeleriyle ilgilenmeliyiz. Güzeller güzeli g*tlerine şaklatmalıyız. Dünya kadunlar gününde Taksim Meydanı’nda İbo Şov yapmalıyız. Tüm kadunlara dil uzatmalıyız. Tatlı dil yılanı deliinden çıkarır... Dil dile değmeden dil öğrenilmez. Dilatasyon katsayısı yüksek manita, en iyi manitadır. Kadunun yeri omuzlarımızın altudur. Altuna yaturan kazanuyor. Ohhhşş (çok eskilerden bir kadın sevme ünlemidir kendileri)

Natalia Vodianova’nın 3 çocuğu olduğuna inanamıyorum. O fındık kadar g*tten 3 çocuk nasıl çıkmış ya? Ula ya da şöyle düşünelim en az 3 kez ilaçlamışlar Natalia’yı. Üüüüh !

“Al eline boruyu dön dolaş gel koruyu” -Kırgız Atasözü (Kırgızların da durumu ortada)

ANTALYA'da bir mermer firmasında yöneticilik yapan Mehmet Ç., üzerinde ‘Şık pezeveğnk’ anlamına gelen İngilizce ‘Mod pimp’ yazılı kazağı kendisine satan mağaza hakkında şikayetçi oldu. Kazaktaki yazıyı okuyan turistlerin alaylı bakışlarıyla karşı karşıya kaldığını, bazılarının ise ‘Elinde kadın var mı?’ diye sorduğunu belirten Mehmet Ç., “Onurum kırıldı” dedi... Bence odunu kırılsın Mehmet Bey’in de biraz yabancı dil öğrensin. Ya da hiç bilmediği işlere girmesin... Yılların “Bunun üzerinde yazanlar anamıza babamız küfür olmasın?” geyiği de böylelikle gerçekleşmiş oldu. Mutluyum.

“Damar damar üstü, sanki padişah büstü” -Arap Atasözü. (Bkz. Arabınki)

İki dakika piyasayı boş bıraktık Çarkıfelek geri gelmiş. Ne pis şeymiş bu ya. Kakalak gibi hamamböceği gibi. Öldürüyosu n öldürüyosu n, yine çıkıyo bi yerden. Kakalak yu Çarkıfelek!

“Avuç içi kadar mutluluk yeter” -Fatih Erkoç (Ne sıvazcı abiymişsiniz be abi)

Kilisede nikâh kıydırmak ve Al Gore - 15.06.2007 - Hurşit Güneş (milliyet)

Kilisede nikâh kıydırmak ve Al Gore - 15.06.2007
1991 seçimlerinde önseçimlere girmiş ve milletvekili adayı olmuştum. Hemen kolları sıvamış, memleketim olan Kandıra`da köyleri dolaşmaya başlamıştım. Parti yöneticileri her köyün kahvesinde beni köye tanıtıyor, İngiltere`de okuduğumu ve bir ekonomi doçenti olduğumu söylüyor, ben de partimin tarım politikalarını ballandıra ballandıra anlatıyordum. Mazot, gübre, tohum, traktör fiyatı vs. vs. Günlerden birinde Kandıra`da partinin (şimdi rahmetlik olan) ilçe başkanı aradı. "Hocam" dedi. "Tatarahmet köyü muhtarı Refet Kandıra`ya geldi. (Köy bizim partimizin güçlü olduğu bir köydü) İmam cumada çıkışmış; `bu İngiltere`de nikâh kıydırmış adamı milletvekili yapmaya utanmıyor musunuz` demiş. Muhtar da koşturup gelmiş partiye." Ben de "E, sen ne dedin?" dedim. Başkan da "Ne bileyim, şaşırıp kaldım" dedi. "Yahu başkan, sen benim bekâr olduğumu, hiç evlenmediğimi bilmiyor musun?" diye çıkıştım. Sonra köylüler kahvede imamı bir güzel paylamışlar. Bizde siyasetin tabanı böyledir. Bekâr adamı kilisede evlendiriverirler! Kaç terörist var? Gerçi siyasetin tavanı da bu hale geldi. Bunları her gün medyada kimi zaman ibretle, kimi zaman gülerek izliyoruz. Bir zamanlar bir lider Trabzon`a gidip "Bu bacınız Trabzon`u Akdeniz`in incisi yapacak " demişti. Şimdiki Başbakan da çıktı önce "ülke dışında 500 terörist var" dedi, ertesi gün de düzelterek "sayı 3500`müş" dedi. Koca Başbakan kaç teröristle karşı karşıya olduğumuzun farkında değil. Bu hafta ABD`de Başkan Yardımcılığı`na kadar yükselmiş, şimdi de ismi yeniden Demokrat Parti`nin başkan adaylığında dolaşan Al Gore`un bir konferansını izleme olanağı buldum. Konu küresel iklim değişikliklerine karşı toplumsal ve bireysel inisiyatif yaratmaktı. Konferansı izlerken bir sivil toplum örgütü öncüsü olmaktan çok, bir siyasetçi olarak konuşmacıyı değerlendirmeye çalıştım. Al Gore, siyasette başarısızlık aldığında (ki bu da tartışılabilir) bir kenara çekilmeyi bilmişti. Bush daha az oy almasına rağmen Başkan seçilmiş, Al Gore ise yenilmişti. Ancak, Al Gore kendini toplumsal sorumluluğu ve katkısı olan bir başka işe verdi. Küresel ısınmanın son derece önemli bir insani ya da doğa sorunu olduğu gerçeğiyle dünyanın her köşesinde duyarlılık uyandırmaya çalıştı. Hâlâ da bunu yapıyor. Üçünc&uu ml;sü, konuşurken gayet iyi eğitimli ve birikimli olduğu hemen kendini gösteriyor. Yumuşak, esprili, konuşma yeteneği gayet yüksek ve özgüveni olan biri. Üstelik Başkan Clinton`un gölgesinde zaman zaman espri konusu bile oluyordu. Birikim farkı Şöyle bir düşündüm. 70 milyonu aşkın koca Türkiye kimler tarafından yönetiliyor? Toplumsal sorunlarımız hakkında ülkemizin siyasal seçkinleri ne kadar birikimli? Eğitim, enerji ya da tarım politikaları konusunda, bırakınız partilerin milletvekili ya da yöneticilerini, en üst düzey kadroları bile ne denli birikimsiz ve kayıtsız! Al Gore`un başkan adayı olduğu takdirde Irak politikasını, savaşta heba edilen paraları ve doğaya karşı sorumlulukları siyasal gündemin birer parçası haline getireceği anlaşılıyor. ABD`de enerji politikalarının radikal biçimde değişeceği, sigaraya karşı daha sert olunacağı görülüyor. Bütün bu konularda Al Gore sürekli okuyor, araştırıyor, soruyor ve öğreniyor. Bizde ise liderler bir yandan rakipleriyle didişiyor, diğer yandan da partilerindeki muhalifleri temizliyor. Ortaya somut ve üretken bir siyaset tarzı çıkmıyor. Nasıl çıksın ki? Köyde imam bekârı kilisede evlendirirse, şehirde de lider rakibini terör liderinden beter görür.

ben seni özledim. ben sensiz çok yalnızım. ben sensiz olmaya bak kaç yıl oldu hala alışamadım. ben senin yaşamış olduğunu bile bilmeden özlüyorum. ben geceleri hala kendimi sana emanet ediyorum. sabahlar oluyor. gün doğuyor. her şey aynı her yer, aynı ve ben yine göbeğimi eritmekle meşgulum ama kilo versem yada vermesem göstermem gereken sen yoksun artık.
ben seni özledim. ben sensiz yaprak gibi yaşıyprum. rüzgar yada fırtına ne taraftan eserse essin, ben o tarafa yolcu abbas. gördüğüm minyon bütün kadınlar hala sen. bütün yeşil gözlü huriler sen. kızıl saçlı dilberler tıpkı sen. hatta bütün kadınlar sen gibi gülüyor. bütün kadınlar sen gibi mutlu olmayı bekliyor. bütün for women yazan parfümler sanki senin için üretilmiş ama hiçbirisi sendeki gibi kokmuyor.
ben seni özledim. ben sensiz sabahları sahile iniyorum. kedilerimiz geliyor yine. simit peynir kopartıp veriyorum. yiyorlar ama artık eskisi gibi bakmıyorlar. sanki her miyavda seni soruyorlar. sürtünecek bir kadın hele hele sen olmayınca sanki karın doyurmaya gelmişlerde hani ben onları doyurmaya mecburmuşum gibi yiyip gidiyorlar. sen olmayınca teşekkür bile etmiyorlar. hatta bide naz yapıyorlarki sorma gitsin. ben onların hizmetkarı onlar senin emanetin gibi...

Ben seni özledim. Haki yeşil giysiler alıyorum. Mevsiminde nergis alıyorum. Sanki sen varsında sana verecegim. Hani sevdiğin şekerler vardı ya onlardan ısmarlıyorum kendime. O şeker o kadar mı yavan olur Allah'ım deyip yolda cam silen çocukları sevindiriyorum. Onlar nasıl mutlu oluyorlar. Eminim senin aldığın tadı alıyorlardır. Hani o köprü altındaki çingene çiçek&ccedi l;i var ya her seferinde:
"Gelmedi mi daha senin ki ? Ne uzun gurbetmiş" diye sordu çok uzun bir zaman. Baktı ki artık sen yoksun. Artık sormuyor. Hatta çiçek almam için bana bile dönüp bakmıyor bile.
Ben seni özledim. Hasret adına yazılmış bütün kitapları, bütün şiirleri, bütün romanları, bütün makaleleri okudum. Hatta benim yazılarımda çok ilgi çekiyor ama ben onlar gibi okumuyor sadece yaşıyorum. Ama sen hala nerdesin onu bile bilmiyorum. Bu sene kış o kadar çetin ve sert geçti ki burada. Kar kış kıyamet ama ben seni almaya gelemedim. kavaklı park'a da gittim bu kış. Soba yanıyor. ekmek kızartıyorum. kendime birde çay söylüyorum. yine herkes orada ama sen yoksun. onlarda sormuyorlar seni..
biliyorsun hatta umuyorsun. gelsen beni bıraktığın gibi bulacaksın. gelsen yine o kocaman yüreğimi sonuna kadar açacağımı biliyorsun. yine seni çok sevdiğimi biliyorsun. ama "aşk her şeyi affeder" diyordum ya hani. yaşamadan bilememişim. senden ve herkesten özür diliyorum.
aşk ihaneti affetmiyormuş.
özlemime rağmen..


http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=28206" title="http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=28206" target="_blank"http://www.izedebiyat.com/yaz...