revü kızlarıyla ilgili iş

adamın biri iş bulmak için istanbulda ilgili kuruma müracaat etmiş. "evet bir iş var " demiş memur.revü klubü birini arıyor.. tüm yapılacak iş kızların soyunmasına, giyinmesine yardım etmek, sahnede güzel görünmelerini sağlamak için çıplak vücutlarını bebek yağı ile yağlamak , gögüslerinin ucuna parlak küçük yıldızlar yapıştırmak fln..


-uhm!.. çok iyi yani harika. hemen başvurmak istiyorum. demiş adam.


-tamam o zaman sabah yedi de izmitte olabilir misin?


-neden iş izmitte mi?


- hayır istanbulda ama başvuru kuyruğunun sonu orada..

BETONG

Ekranda Ağlama Duvarı'nın önünde ağlayan Yahudiler. Kamera; kollarında dua kayışı, başlarında dua kepi bulunan iki Yahudi'ye yaklaşır. Konuşmalar:
"Kardeşim, şu duvarın halini görüyor musun? Hüüüü!"
"Evet kardeşim. Keşke BETONG kullanılarak yapılsaydı. O zaman böyle ağlamazdık. Hüüüü!"
Kamera uzaklaşır. Yazılar uçuşur:
SİZ DE DUVARA BAKIP AĞLAMAK İSTEMİYORSANIZ
BETONG KULLANIN

1312..

1312 yılının bir kı$ günü vesviyus uygarlığı kralının adamlarına söylediği bir repliktir.. diyalog $öyle geLi$mi$tir:

- efendim nereye saldırcaktık adamlarımız unutmu$ ta?
- eytere saldırıyoruz güzelim.. eyter var ya batıda..
- tamam efendim..
...
- efendim pardon ebenter'e mi saldırcaktık?
- eeeh eytere bea!! eyter olm ne gerzek adamlarsınız nerden buldum sizi ben salak kralım.. tarih kitapları benden bahsetmez bile sizin yüzünüzden..
- ama efendim?
- sus.. ebenter mi$.. ebeni senin!!

yaa yaaa..

çizgi dışı ifadelerin, bol kıvrımLı taze beyinlerin duayeni, vazgeçilmez baharatı... ne erkekler denedi shansını gönlünü fethetmek için ama maalesef hiçbiri çılgınca yagan iq-elektron yağmurunda kuru kalmayı başaramadı.... ve eridi gitti ... kalan artıklardan ise zadece kemik falı bakıldı gelecek için...

öğrenemediğim

Süresi yirmi dört saate çıktı seni özlemelerin
rüyalarımdan da vazgeçtim
oysa beraber öğrenmiştik rüya görmeyide
rüyalarımda da seni özlerdim
özlemi de beraber öğrendik
ellerin ellerimdeyken
uzaklaşırdım kendimden..
uzaklara gitmeyide beraber öğrendik
sevmeyi de
beLki nefret etmeyide
pamuk şekeri yüzüne bulaşmış çocuk gibiydin
ama
büyüdüm dedin, gittin.
bak ben büyümeyi de
gitmeyi de öğrenemedim.

turkuaz su

CocaCola nin Son Oyunu: TURKUAZ Gercegi
Dün gece eve dönerken su almak üzere markete
ugradim. " Görevliye söyle
sordum : 1,5 lt su var mi? Ama Turkuaz disinda
lütfen" Turkuaz çiktigindan beri bu sekilde su aliyordum
artik. Para verip kötü su içmeye hiç niyetim yok... Marketteki
adamin dediklerini aynen aktariyorum:
Abi ben o sudan satmiyorum. Inan ki gelen müsteriden onda
dokuzu senin söyledigin seyi söylüyor"
Peki neden halen daha satiyorlar diye sordum. Abi turkuaz
suyu, marketlere bedava veriliyor. Satarsan kara geçiyorsun,
satmazsan öylece duruyor. Ama ben satmiyorum, çünkü alan yok".
Uzun söze gerek yok; hiçkimse almazsa, hiçkimseye satamazlar...


Bir seye dikkatinizi çekmek istiyorum.Türkiye'de
bazi siseli Içme sulari dogal kaynak suyu degil. Dogal kaynak
sularinda devlete para ödemeniz gerekiyor, arti bu tesislerin yatirim
maliyeti çok yüksek ...
Dolayisiyla, mesela COCA COLA ne yapti?Uludag'dan
kaynak suyu arastirmalarinda maliyetleri yüksek buldugu için
BURSA/ KESTEL deki C.Cola fabrikasinda, derin kuyu pompalariyla
ovanin suyunu çekerek bunu da tersosmos'dan geçirip filtre ederek hem Coca Cola mesrubatini hem de TURKUAZ'i siselemeye basladi.TURKUAZ'in etiketinin
üst ve altindaki Kahverengi seritlere dikkat edin...SOFRA ICECEGI
yazar...Devlet, C.Cola'nin uyanikligini kanuna uydurmak ve
uyanikliga yapilacak
itirazlari bertaraf etmek için böyle bir kural
çikardi...
Binlerce dönümlük tarim arazisinin bulundugu ve Coca
Cola hariç hiç bir isletmeye Derin Kuyu Pompasi çakma IZNI
VERILMEYEN Kestel
ovasinda, yeraltindan çekilen su, filtre edilip daha
sonra içine bazi mineraller katildiktan sonra Türkiye'nin en
ücra kasabalarinda bile satiliyor ve likir likir
içiliyor. Bazi yazlik kasaba ve köylerde neredeyse TURKUAZ harici
içme suyu bulamazsiniz. Çünkü dagitim agi çok güçlü...
Bayilere baski bile olduğu yolunda duyumlar aldim.Turkuaz içmeye devam edecekseniz, unutmayin...
Yapay bir Su Içiyorsunuz.
Bu suyu satan bütün bakkal büfe lokanta vs. ile
bizzat ve de tek tek kavga
etmis bir vatandas olarak konuya dikkatinizi
çekerim. Her tarafi dogal
kaynak sulariyla dolu memlekette, millete kuyu
suyunu zorla ve de üstüne para alarak
içiriyorlar. Içmeyin arkadaslar!

taraftarımız...

FENERBAHÇE - SPARTA PRAG

Sen ölmek için harika bir bahaneydin –kuşkusuz- Ben ölmek için fazla gençtim –kuşkusuz-

Şehir ne kadar aydınlıktı ben karanlığa gömülürken. Şehrin itlaf ekiplerince gözden kaçırılmış köpekleri hayal kulelerime işemek için sıraya giriyorlardı siz televizyon seyrederken ve ben sırılsıklam aşıktım. Hangi kadının teri ıslatmıştı beni hatırlamıyorum.

- Ama benim hiç kırmızı kalemim olmadı doktor!
- Üzülme, en azından orta ikiden terk değilsin.

Kuşku, kenarları eprimiş eski bir defterdi ve virgüllerini küpe olarak dağıtıyordu bütün mor sürmeli kızlara.

Sen ölmek için harika bir bahaneydin –kuşkusuz-
Ben ölmek için fazla gençtim –kuşkusuz-

İpe sapa ve hiçbir hesaba gelmeyen bahanelerimiz vardı o zamanlar; senin başın ağrıyordu mesela, benim sigaram bitiyordu.

- Ama benim hiç kırmızı topum olmadı doktor.
- Üzülme, kırmızı toplar çabuk patlar.


Saçımın yarısını hüzün, yarısını yokluğunla şampuanlıyordum ve tam ortası dökülmeye başlıyordu birden. En çok o zamanlar anlıyordum yokluğunun benden neleri söküp aldığını…
Bizim evin de bir arka odası vardı ama orada sen yoktun.
Ne olur söyleyin doktor! Yaşayacak mıyım?
Evet, ne yazık ki yaşayacaksınız!

Hayır bunu bana yapamazsın doktor! Şimdi postaneye gidip kendimi iadesiz taahhütsüz Fiji’ye postalayacağım. Param-pulum, pul param yok doktor, bana ödünç pul parası ya da bir silah verir misin? Ama önce postane önünde onu beklemeliyim, eski günlerdeki gibi.

Günler neden eskiyor doktor?...

*******

yazamadıklarım da var elbet
mesela benim
boş bi odada
boş bi sandalyede
boş gözlerle
boşuboşuna bakarken
boşluğa
ağladığımı
hiç bilemeyeceksiniz
mesela siz

çakamadıklarım da var elbet
mesela ben
hiç çakamadım
izmit sokaklarının
bukadar boş olduğunu

anlamadıklarım da var elbet
mesela neden erken ölür ki
dost dedigin

bööö

:?

bittim..

Ankara Sokakları

dumanlı bir tepeden geliyor sesin
bir derviş gibi
sanki bir tuzak
sanki dudağın gibi

ankaranın sokakları başlattı tüm puştluğu
köşedeki dönerci bile hatırlar
herşeyi
hani baban öldüğü gün
sen, ben, o ağladığımızı

zaman yalanı açığa çıkarıyor
ve tarih denen dede
pişmanlık koyuyor adını
sevdanın
her şeyden vazgeçiyor
delikanlı dediğin

bir lanet
hep bir gölge gibi
üstünde
ankaranın

keşke gitmeseydim bulvara
keşke aynı ıhlamura uzanmasaydı elimiz
boşuna akmasaydı kanımız
keşke çakmaklarımı kaybetme adetim
olmasa da ateş istemese
keşke sigarayı zamanında bıraksaydım
keşke bir lanet gibi
çökmeseydi ankarama bulutlar
keşke sen yağmurdan korkmasan
keşke koltuğuma sığınmasan
keşke seni öpmeseydim
yağmura güvenip
keşke sana tip tip
bakan pasajdaki çocuğu
dövmeseydim
keşke okulu zamanında bitirip
kalmasaydım gözlerinin ikmaline
keşke senle hiç sevişmesem
sevişme nedir bilmesem
keşke her sabah sana
ölmeseydim
işte o zaman
ankara başka olurdu
sen başka ben başka
dünya başka olurdu

dedim ya
dumanlı bir tepeden geliyor sesin
dedim ya
eceline susuyor usum

ankara sokakları başlattı tüm puştluğu
mini eteğini mi çıkarmalı aklımdan
beraber ilk esrar içişimizi mi
silmeli dizeden
ankara sokakları
hayatımın
en kara sokakları

körfez

...


ödedin mi bedelini
ödedin mi yaşamanın
ay ışığı oynaşırken
yar elini okşamanın
açtıysa menekşe bil ki
doyduysa karınca bil ki
senden önce birileri
ödemiştir bedelini
sokak sokak vuruşarak
adım adım yaklaşarak
gözyaşıyla,kanla,terle
tarihle hesaplaşarak
öğrendin mi sebebini
öğrendin mi var olmanın
heybetli bir dağ misali
dimdik ayakta durmanın
öldüyse civanlar bil ki
dolduysa zindanlar bil ki
kimse kimseyi vurmasın
çözülsün diye çelişki

çızgı

3333

sevişgen

okuyaman..

champion

ıyhkhh...

love of my life

love of my life you've hurt me
you've broken my heart and now you leave me
love of my life can't you see
bring it back bring it back
don't take it away from me
because you don't know
what it means to me
love of my life don't leave me
you've taken my love you now desert me
love of my life can't you see
bring it back bring it back
don't take it away from me
because you don't know
what it means to me
you will remember
when this is blown over
and everything's all by the way
when i grow older
i will be there at your side to remind you
how i still love you i still love you
back hurry back
please bring it back home to me
because you don't know
what it means to me
love of my life
love of my life
yeah

Kaçaman.. egeyn

Uyanın..

Uyanın! Çünkü kötü düşler görmektesiniz. Uyumayın! Çünkü korkunç yaklaşıyor !!!

Eğitimimizin ilk yıllarında, ilk öğretilen, sokaktaki adamın en fazla üç yüz kelime ile konuştuğuydu. Zaman geçip te
sokak alemine dalmaya başlayınca sokaktaki adamın üç yüze kadar dahi sayamadığını keşfedip, bi de bunun üstüne
internet kafeleri işgal ettiğini görünce yanlış bi yerde – en azından bilmediğim bi yerde olduğumu anladım. Bi atasözü
daha çürümeye başlamıştı işte: zararın neresinden dönülürse dönülsün kar olunamıyordu bi süre sonra. Çünkü soysuzluk
organik bi virüstü. Sade değdiği yeri değil, tüm dimağı dağlıyordu.

Aile kurmaktan bihaber bir “sürü”, internet kafelerde “age of empires” oynuyor, kurdukları medeniyetler ile birbirlerine
saldırmayı öğreniyorlardı. Chat sitelerinde, “copy & paste” sistemiyle, her kıza aynı mesajı yollayan dangozlar gördüm –
sanki yoktular. Kokuşma nerden başlıyordu..?

Kesif bi koku sardı her yeri. Nerden geldiği, gün gibi ortada olan bi mikrop her bi tarafımıza bulaşıyordu işte- memnunduk.
Nefret doluyordu, iyi insan, günden güne. Korkmaya başlamıştık inceden- “ya bize de değerse” kirli elleri diye. Gün geldi.
Değdi.

Bi kez daha kanıtlanmıştı işte tezimiz: Demokrasi, Türk insanına iki numara büyük geliyordu. Harf kullanmayı bilmeyen
ezici çoğunluk, klavye işgalindeydi göz göre göre. Adı üstünde bilgisayar, sayamıyor muydu bilgilerini sahiplerinin, yoksa
sahip kimdi acaba?

Karanlık bi yoldaydık, ışık yoktu, önsezilerimiz ise çürümeye yüz tutmuştu. Elinden tuttuğumuz eller yavaş yavaş kayganlaşıyor,
yüzey kaypaklaşıyordu. Bize ait tüm değerler değersizleşmiş; yerlerini, saltanatını, dünya var oldukça sürdürecek garip bi
kuşak almıştı : Anglo-varoş. İstanbul’lulaşmadan, New York’lulaşıyordu köylerimiz bir bir. Bir bir satılıyordu kasabalar,
gün doğumlarının en güzel halleriyle. Mahalleler,
göçebe çadırlarından kuruluyordu artık ve her “günaydın”da bi kez daha lanet okuyordum atalarıma, zamanında Hazar denizinin
üstünden giden tayfaya katılmadıkları için. Kıssadan hisse: küçük bi hesap hatası, yıllar sonra beyin göçüne sebep olabilir.

Gitmeli buralardan. Zamanımız daha dolmadan, yaşlandığımız her yaş için bi kez daha küserek hayata. Son bi kez arkamıza
bakarak. Boğazını, balıklarını, Sarayburnu önü gün doğuşlarını, Bodrum gecelerini, sevdiklerimizi, yalanlarımızı, ardımızda,
gerçek bi kahramanın kasabayı terk edişi gibi sitemsiz bi onurla, yalınayak, koşarak, kulağa varan bi gülümsemeyle, inat gibi,
nanik çekercesine, ağız dolusu küfürlerle, elveda dercesine, yanarcasına, solarcasına, koşarak, koşarak ve daha hızlı koşarak
gitmeli buralardan.

Uyanın! Çünkü kötü düşler görmektesiniz. Uyumayın! Çünkü korkunç, korkunç korkunç yaklaşıyor!

Nerdeydin?

karanlığı bozan ay ışığında
imamlar daha gün ağırmadan ezanlarını okurken
ben yanlız başıma
beynimde senli binlerce düşünceyle dolaşırken
sen nerdeydin?

acımın tavan yaptığı günlerde
özleminin gözlerimi ağrıttığında
bir resmine bile bakamazken
sen nerdeydin?


hangi kucakta, hangi yatakta
yada
hangi masada mezeydin
gel gör ki şimdi
zerre sikimde değildir



PeopLeSh!t

Sıçıyorum..

sen beni boşver
şişeler yar bana artık
sen beni boşver
her zümrüt gözlü benim artık
sen şehrinde eğlen gönlünce
bende yaparım kendime börülce

"sen beni boşver" diyorum
ama
barmene kızıyorum
boş verme
kadehimi dolu istiyorum
her sefer içiyorum
içiyorum..
yine de biliyorum
sonunda sıçıyorum




PeopLeSh!t

yiyemen!..

siftah

ehuehuehueuhe